Bayram Geldi, Hoş Geldi

İtiraf ediyoruz; bu yazıyı daha çok kendimiz için yazdık aslında. Amacımız ‘Aah, nerede o eski bayramlar!’ tribine girmek değil de, nereden nereye gelmişiz bir gözden geçirmek.

16 Ağustos '12 Haber: Kıvanç Ergun

Teknoloji hayatımıza girdi gireli her şey o kadar ama o kadar hızlı ilerliyor ki şu anda 25 yaşında biri ‘Biz eskiden... ‘diye başlayan bir cümle kursa yadırgamamak lazım. Bu konuya girmemiz tarihsel açıdan bayrama yaklaşmamızdan değil de, bu satırları yazan kişinin 2 gün evvel şahit oldukları aslında.

2012-08/bayram_01.jpg

Pasaportla ilgili bir işlem için postanede bulunan editörümüz, kafasını çevirdiğinde postalanmak üzere oraya getirilmiş ve bir amcanın elinde duran zarfla karşılaşır. Görevliye verilirken arkasına bakar, ağzı açıktır; yani o bir tebrik kartıdır. (Editörün kartal bakışları dikkatinizden kaçmamıştır herhalde) Kart Londra’daki yakınlara gitmektedir bayram nedeniyle. Arkasından 2 kadın gelirler, 2 zarf uzatırlar ve “Biri açık, biri kapalı der.” içlerinden biri. Şaşırtıcı,  postanede öyle bir bölümün kalmış olması bile çok şaşırtıcı. Tek seferde aynı mesajı yüzlerce kişiye yollamak varken, kart al, kalem bul, yaz, zarfa koy, adresi ara, postaneye yürü, para ver, zarfı ver, hata var mı diye kontrol et... Ohooo, o sürede Japonya’daki 10 arkadaşımızla web cam aracılığıyla bayramlaşır, sonra da bilmemneoğlu’ndan alınmış bayram baklavalarını mideye indiririz biz, değil mi?

Peki işin duygusal tarafı? O tebrik kartını alan kişinin duyduğu sevinç, uzaklarda da olsa hatırlanmanın verdiği buruk haz... O zarf bayramdan 10 gün sonra da gitse, copy-paste olduğu çok belli, belki de  başka biri tarafından, başka birine gönderilmiş mesajın kendisine gönderildiğini bilen birinden kat be kat  farklı ve olumlu duygular içinde olacaktır yine de. SMS’i alan kişi ne hissedebilir ki? ‘Aaa yaşasın, telefonunda kayıtlı binlerce kişi arasında beni de hatırladı.’ mı der?

Dönelim asal amacımıza; bakalım nereden, nereye gelmişiz:

‘Kıyafetler günler önceden alınır, yatağın baş ucunda bekletilirdi.’ kadar uzağa gitmeye gerek yok elbette.

Bayramlar ailelerin bir araya gelme vesilesiydi, şimdi tatil bahanesi oldu. Biraz da kaçış oluyor aslında tatile gitmek. Yoksa her akrabaya gitmek zorunda kalacak, trafiğe girecek, bunalacak, sinir krizi geçirecekler. Yine girmiyorlar mı trafiğe ya da hava alanında lanet okuyarak beklemiyorlar mı saatlerce? Neyse...

2012-08/bayram_04.jpg

Yemekler evde yapılır, tatlılardan tatlılar beğenilirdi. Baklavalar, börekler açılır, tarifler verilir, pişenler  afiyetle yenirdi, şimdi 444’lü bir numara, hooop; keşküllü pasta, tiramisu’lu dondurma kapıda.

Çocuklar kapı kapı dolaşır, el öpüp para toplardı, şimdi karşılıklı dairelerde oturanlar bile birbirini tanımadığından ve kapıları açmadıklarından çocuklara da ‘mecburen’ jetonlu arabalara gitmek gibi bir şık kalıyor. Zavallıcıklar!

Yani, aslında diyoruz ki adetler adet olmaktan çıkmış, olay bu kadar anlamını yitirmişse... Diyemedik işte, bir şey diyemedik. Tükendi galiba söylenecekler.

Hayırlı bayramlar, hatta iyi tatiller dileyelim ve bitirelim yazıyı.

Yorum yap